Simple Accordion

Neden Gazze ?

36 ülke vatandaşını Gazze Filosu’na katılmaya teşvik eden Gazze’de yaşanan insani krizdir. Uluslararası Af Örgütü’nün, Oxfam’ın, Care International UK’nin, Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin ve BM’nin hazırladığı raporlara göre Gazze’de yaşayan 1,5 milyon insanın 1,1 milyonu yiyecek yardımına muhtaçtır. Gazze’de işsizlik oranı %50’nin üzerindedir. 2008’in Aralık ayında başlayan ve 22 gün süren İsrail saldırısında 313’ü çocuk ve bebek olmak üzere 1.383 Filistinli hayatını kaybetmiş, Gazze’nin zaten son derece sorunlu olan altyapısı iflas etmiş, kanalizasyon sistemi çökmüş, elektrik üretimi neredeyse sıfırlanmış, hastaneler ve fabrikalar yıkılmış ve kişi başına düşen sağlık hizmeti imkânı dramatik derecelerde azalmıştır. Gazze’deki hastanelerin pek çoğu en temel tedavi imkânlarına bile sahip değildir. İsrail’in Gazze’ye yönelik Dökme Kurşun Operasyonu sonucunda Gazze’deki binaların %14’ü yıkılmış, ambargo altındaki bölgeye inşaat malzemelerinin girişine izin verilmemesi nedeniyle yıkılan binaların yerine yenileri yapılamamıştır. 31 Mayıs’ta yaşanan Mavi Marmara saldırısının ardından, İsrail Gazze ablukasını “azaltana” kadar, Gazze’ye çay, ayakkabı, kağıt dâhil pek çok malzemenin girişi yasaktı. Ve Gazze’nin ihtiyacı olan yardım malzemeleri İsrail’in ambargosu yüzünden bölgeye ulaşamıyordu. Bugün de Gazze’deki insani trajedi ambargo nedeniyle sürmektedir. İsrail’in uyguladığı Gazze ablukası hem devletler hem BM İnsani Yardım  Komisyonu ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi başta olmak üzere pek çok STK tarafından “yasa dışı” ilan edilmiştir.
Filistin’in tamamında ve doğal olarak Gazze’de yaşanan insani trajedinin geçmişi sadece üç sene öncesine dayanmıyor. Bu sorun neredeyse 60 yıldır Ortadoğu ve Avrupa’yı yakından ilgilendiren ve şu ana kadar çözüme ulaştırılamayan “en büyük uluslararası problem” olarak tarihteki yerini almış durumdadır. Sömürgecilik geçmişi nedeniyle Filistin sorunu doğrudan Avrupalı devletlerin sorumluluğu altındadır. Filistin meselesi 1947’den bu yana Avrupa’nın da sorunudur.
Mavi Marmara gemisiyle sembolleşen Gazze Filosu evrensel değerleri yücelten bir barış girişimidir. 36 ülkeden katılımcının yer aldığı filo; sayısız insan hakları ihlallerinin gerçekleştiği, en temel hak olan yaşama hakkının dahi ihlal edildiği, kıtlık tehlikesinin görüldüğü bir bölgeye yapılabilecek en insani girişimi gerçekleştirmiş, bölgede yaşayan 1,5 milyon insana yardım etmek istemiştir.
Tarihte Gazze Filosu’na benzer uluslararası girişimlerle pek çok yardım organizasyonu düzenlenmiştir. İspanya İç Savaşı sırasında başta Yeni Zelanda ve Avustralya gibi uzak coğrafyalar olmak üzere tüm dünyadan gelen insani yardımlar faşistlerin tüm engellemelerine rağmen İspanya halkına ulaştırılmıştır. 1941 yılında Almanya işgali altındaki Yunanistan’da yaşanan kıtlık döneminde, uygulanan ambargoya rağmen, Türkiye tarafından hazırlanan onlarca gemi yardım malzemesi Yunanistan’a ulaştırılmıştır. 1948-1949 yılları arasında Batı Berlin’e eski Sovyetler Birliği’nin uyguladığı ambargo, ABD ve İngiltere tarafından oluşturulan hava koridoruyla aşılmış, uçaklarla Batı Berlin’e iki seneye yakın süre ile yardım malzemeleri taşınmıştır. Çanakkale Savaşı sırasında Hindistan’dan kalkıp gelen, Müslüman doktor heyeti gece gündüz durmaksızın yağan bombaların arasında yaralıları tedavi etmeye çalışmıştır. 1941 yılında Almanya işgali altındaki Yunanistan’da yaşanan kıtlığa çare olmak için Türkiye her türlü Alman tehdidine rağmen onlarca gemi yardım malzemesini yerine ulaştırmıştır. 1948-1949 yılları arasında eski Sovyetler Birliği tarafından Berlin’e uygulanan ve oradaki insanları açlığa ve ölüme mahkûm eden ambargo, ABD ve İngiltere tarafından açılan hava koridoruyla aşılmıştır. Yine 1992-95 Bosna Savaşı sırasında tamamen abluka altında bulunan başta Saraybosna gibi kentlere her türlü zorluğa rağmen ulaşan yardım kuruluşları gibi…
Yardım faaliyetleri II. Dünya Savaşı’nda bile hiçbir ülke tarafından engellenmemiştir. Sayısız uluslararası anlaşmada yardım faaliyetleri yapan kuruluşlara dokunulamayacağı ifade edilmiştir.
“Neden Gazze?” sorusu bu gerçekler ışığında tamamen anlamsız ve önemsizdir. Önemli olan dünyanın neresinde olursa olsun hangi milliyete, fikre, inanca ve felsefeye sahip olursa olsun yardıma muhtaç olanın yanında olmaktır.

Neden Filo?

2008 Aralık-2009 Ocak dönemindeki Gazze saldırılarının akabinde, İsrailli yetkililer Gazze’ye insani yardım malzemesinin geçişine izin verdiklerini beyan etmişlerdi. Buna istinaden İHH İnsani Yardım Vakfı, 2009 yılının Ocak ayında Gazze’ye kara ve deniz yoluyla yardım götürmek için İsrailli makamlara başvuruda bulundu. Ancak sene içerisinde birkaç kez yinelenen bu başvuruya İsrail makamları tarafından yanıt verilmedi. Gazze’de yaşanan insani durumun kötüleşmesi üzerine uzun yıllardır Filistin’e yönelik çalışmalar yürüten İHH İnsani Yardım Vakfı, geçtiğimiz ocak ayında ambargonun delinmesi ve Gazze halkına yardım ulaştırılması için Filistin’e yol açık!” adlı bir organizasyon gerçekleştirdi. Yüzlerce aracın katılımıyla kara yoluyla gerçekleştirilen organizasyonun ardından hedef, Gazze’ye yönelik ablukanın bu kez deniz yoluyla 9 gemilik insani yardım filosu ile delinmesiydi.
Türkiye ayağı İHH’nın koordinasyonunda gerçekleştirilen “Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım” filosunun partnerleri dünyanın farklı bölgelerinde Gazze için çalışmalar yapan The Greek Ship to Gaza Campaign, The Swedish Ship to Gaza, The Free Gaza Movement, The International Committee to End the Siege on Gaza, The European Campaign to End the Siege on Gaza (ECESG) gibi kurumlardı.  
İnsani yardım filosu ile üç yılı aşkın bir süredir ambargo altında bulunan, en temel insani ihtiyaçların bile karşılanamadığı ve geçtiğimiz sene yaşanan 22 günlük İsrail saldırılarıyla tamamen yerle bir edilen 1,5 milyonluk Gazze için yeni bir yardım koridoru oluşturmak hedefleniyordu. Bu şekilde uzun süredir mahrumiyet içerisinde yaşayan Gazze halkının biraz olsun rahatlatılması amaçlanmaktaydı.
Önemli bir kısmı inşaat malzemelerinden oluşan 10 bin tonluk insani yardım malzemesi taşıyan insani yardım filosu, uzun süredir dünya kamuoyunun gündemine gelmeyen Gazze’yi yeniden güçlü bir biçimde uluslararası karar alıcıların, devletlerin gündemine getirmeyi ve bu şekilde bölgedeki ambargonun kaldırılması için güçlü bir inisiyatif oluşturulmayı hedeflemekteydi. Gazze’ye ulaşacak olan bu filonun taşıdığı yardım malzemeleri ile Gazze halkının temel ihtiyaçları karşılanacak, hastalar tedavi edilecek, İsrail saldırıları ile yerle bir olan okul, hastane ve sağlık merkezleri yeniden inşa edilecekti. Evsizler için barınaklar, Gazze halkı için rehabilitasyon merkezleri ve çocuklar için oyun parkları kurulacaktı. Bunun için Latin Amerika’dan Afrika’ya, Balkanlar’dan Orta Asya’ya, Ortadoğu’dan Uzakdoğu’ya kadar 36 ülkeden farklı dil, din ve ırktan yüzlerce insani yardım gönüllüsü Gazze’ye insani yardım ulaştırmak için bu filoda bir araya geldi.
“Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım” filosu, başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyada yeni Gazze’lerin olmaması, bölge ve dünya barışının sağlanabilmesi için önemli bir fırsat olarak görülmekteydi. Uluslararası barış gemilerinin Ortadoğu’nun içinde bulunduğu savaş ve kaos ortamından sıyrılması, bölgede yeni bir yumuşama oluşturması ve sorunların çözümüne yönelik yeni bir soluk getirmesi umulmaktaydı. 36 ülkeden 700’ün üzerinde aktivistin katıldığı organizasyon, Gazze halkına umut vermeyi ve akabinde ambargonun sonlandırılmasını, özelde bölge barışına genelde dünya barışına katkıda bulunmayı hedeflemekteydi; ancak insani yardım filosu Akdeniz’de uluslararası sularda seyir hâlindeyken İsrail hükümeti tarafından gerçekleştirilen bir saldırının kurbanı oldu.

Filoyu organize eden sivil toplum kuruluşları

Free Gaza Movement : www.freegaza.org
European Campaign to End the Siege on Gaza: www.savegaza.eu
İHH İnsani Yardım Vakfı: www.ihh.org.tr
Ship to Gaza Greece: www.shiptogaza.gr
Ship to Gaza Sweden: www.shiptogaza.se
The International Committee to End the Siege on Gaza

Filoda yer alan gemiler

İsim

Ülke

Kişi Sayısı

Tür

Mavi Marmara

Komor

577

Yolcu gemisi

Defne

Türkiye

20

Yük gemisi

Gazze I

Türkiye

18

Yük gemisi

Eleftheri Mesogios

Yunanistan

30

Yük gemisi

Sfendoni

Togo

43

Yolcu gemisi

Challenger 1

ABD

20

Yolcu gemisi

Challenger 2

ABD

20

Yolcu gemisi (Arıza nedeniyle yolcuları Mavi Marmara’ya aktarıldı.)

Rachel Corrie

Kamboçya

20

Yük gemisi (Arıza sebebiyle bir gün gecikmeli olarak yola çıktı.)

Filo yük bilgileri

Temel İhtiyaçlar

Yiyecek

Tekstil ürünleri (giyecek, havlu, yatak takımı, ayakkabı, kumaş, halı, mutfak eşyası, yorgan, battaniye, mobilya ve yataklar)

Tıbbi Gereçler

Tıbbi Araçlar - Ultrason tarayıcı aletleri, X-Ray aletleri, elektrikli hasta yatakları, dişçilik üniteleri, dişçilik aletleri, Doppler ekokardiyografi aletleri, tekerlekli sandalyeler,elektrikli tekerlekli sandalyeler, elektrikli engelli hareket araçları, sedyeler, yürüteçler, otoklav, mamografi aleti, mikroskoplar, kan sirküle makineleri, hemodiyaliz makineleri, radyoloji aletleri, koltuk değnekleri, ENT üniteleri, tomogrofi makineleri, ameliyat masaları, jinekolojik muayene koltuğu ve çeşitli tıbbi gereçler.

İlaçlar

İnşaat Malzemeleri

Demir - 750 ton

Prefabrik evler - 100 ünite

İnşaat gereçleri: tuğla, kereste, sunta, inşaat iskelesi, boru tesisatı gereçleri, elektrikli aletler, plastik pencere çerçeveleri, cam, çelik tel, ölçü aletleri, el arabaları, çivi, monte aletleri, banyo armatürleri, boya, güç dağılım üniteleri, merdiven, izolasyon materyalleri.

Çimento - 3500 ton

Seramik tuğla yapıştırıcısı - 50 ton

Çocuk oyun alanları - 16 ünite

2 konteyner tahta

Teknik malzeme

2 elektrik güç jeneratörü

Donanım gereçleri (elektrikli el aletleri, makineler, fırınlar)

Güç üniteleri (5 ünite 85 KWS - 2 ünite 145 KWS - 6 adet 150 KWS - 3 adet 165 KWS - 1 adet 100 KWS ve 1 ünite 35 KWS)

Güç Üniteleri (80 ünite 1-2-5 KWS)

ETC 

2 adet tuz arıtma ünitesi

 

20 ton kâğıt

İnsani Yardım Filosu’nda neler yaşandı?

İnsanlığın vicdanı
Üç yılı aşkın bir süredir İsrail tarafından Gazze’ye uygulanan hukuksuz ambargoya dünya kamuoyunun dikkatini çekmek ve Gazzelilere insani yardım ulaştırmak için dünya halklarının ortak vicdanı olan gemiler, her dinden insanın dua ve iyi dilekleri ile mayıs ayında Gazze’ye doğru yola çıktı. Uluslararası tüm denetimlerden geçen ve insani yardım malzemesi dışında hiçbir malzeme taşımadığı belgelenen gemilerin tek amacı, en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan Gazze halkına insani yardım ulaştırmak ve ambargonun kaldırılmasını sağlamaktı.


Rotamız Gazze
31 Mayıs sabahı İsrail askerleri tarafından uluslararası sularda gerçekleştirilen saldırıyla filo engellendi. Gemilerdeki herkes zorla İsrail’e götürüldü ve gemilerin yüklerine ve insanların özel eşyalarına el konuldu.
6 gemiden oluşan insani yardım filosunda 36 ülkeden 700’den fazla kişi bulunuyordu. Filoyu oluşturan gemiler, 30 Mayıs günü Güney Kıbrıs açıklarında bir araya geldi. Aynı gün saat 16.30 sularında güneye doğru hareket eden gemilerin rotası, açık denizden kıyıya paralel olarak 70-80 mil mesafede idi. Gemiler ertesi sabah saat 10.00 sularında Gazze kıyılarının 75 mil açığına ulaştıktan sonra rotalarını Gazze yönüne çevirerek gündüz saatlerinde Gazze Limanı’na varmayı hedefliyordu.


Uluslararası sularda saldırı
30 Mayıs Pazar akşamı saat 22.30 civarında İsrail tarafından Mavi Marmara gemisinin kaptanına taciz ve tehdit mesajları gelmeye başladı ve radarda İsrail savaş gemileri ilk kez görüldü. İsrail tarafından gönderilen mesajlara Mavi Marmara gemisi kaptanı her defasında “yaklaşık 600 katılımcı ile açık denizden hareketle güneye doğru gidilmekte olunduğunu ve filoda bulunan insani yardım malzemelerinin Gazze’ye götürüleceğini” tekrar tekrar iletti. Ancak uluslararası sularda seyir hâlinde olan gemiye yönelik İsrail’in tehdit ve taciz mesajları devam etti.


Yayına taciz
Bu esnada gemiden medyaya ve dünya kamuoyuna yayın yapan Türksat uydu frekansının ve uydu telefonlarının iletişimi İsrail tarafından kesilmeye başlandı ve İsrail savaş gemileri filoyu yakından takibe aldı. Savaş gemilerinin yaklaşması üzerine gemideki yetkililer olası bir İsrail müdahalesine karşı katılımcılardan can yeleklerini giymelerini istediler.
Uydu bağlantısı ile gemiden yapılan tüm yayınlarda yardım filosunun organizatörleri, katılımcılar ve medya mensupları, barış amaçlı olan ve insani yardım malzemesi dışında hiçbir yük taşımayan gemilerin tek hedefinin Gazze halkının ihtiyaç duyduğu insani malzemeyi bölgeye ulaştırmak olduğunu defaatle tekrar etti.


İnsani Yardım Filosu’na savaş açtılar
Gece saat 03.00 sularına kadar savaş gemilerinin takibi bu şekilde devam etti. Bu saatten sonra ise 30 civarında zodyak ve 4 savaş gemisinin filonun etrafını saracak şekilde her yönden yaklaştığı açık olarak görüldü. Bu sırada etrafta denizaltılar ve yardım filosunun üzerinde daireler çizerek uçan helikopterler de belirdi.


Gemiye çıkmadan ateşe başladılar
Saat 04.30 sularında yüzleri maskeli, elleri silahlı askerleri taşıyan hücumbotlar gemiye yanaştı. Her bir botta en az 10 İsrail askeri bulunuyordu. Botlardaki askerler gemiye çıkmaya çalışırken gemiye ateş edilmeye de başlanmıştı. Bu gelişmeler yaşanırken bir yandan da silahlı askerlerle dolu askerî helikopterler geminin üzerine gelerek gemiye asker indirmeye başladılar. Gemiye inen askerler etrafa gelişigüzel ateş ediyorlardı. Bu esnada tamamen silahsız olan gemi yolcularından birkaçı İsrail askerleri tarafından yakın mesafeden kafalarından vurularak öldürüldü, pek çoğu da yaralandı.


Öldürmek için geldiler
Geminin en üst katına indirme yapan İsrail askerlerinin gerçek mermilerle ateş açtıklarını gören yolcular, alt kattaki salonlarda tamamen savunmasız bir şekilde bekleyen bebek, kadın ve yaşlıları korumak için etrafta buldukları su şişesi, sandalye, sopa vb. cisimlerle kendilerini savunmaya başladılar. Üç İsrail askeri etkisiz hâle getirilerek silahları alınıp denize atıldı ve yaşanan arbedede hafif yaralanan İsrail askerleri tedavi için doktorların yanına götürüldü. Bu sırada gemide bulunan ve İsrail’in ilk anda fark etmediği için karartma uygulamadığı başka bir uydu frekansından yapılan televizyon yayını ile tüm dünya İsrail askerlerinin sivil aktivistlere yönelik gerçekleştirdiği katliama eş zamanlı olarak tanık oldu..
Şehit ve yaralı sayısının hızla artması üzerine beyaz bayrak sallayarak ateşi kesmeleri için askerlere çağrıda bulunuldu. Çağrıları dikkate almayan askerler bir süre daha ateşe devam ettiler.


İsrail askerlerini aktivist doktorlar tedavi etti
İsrail askerlerine İngilizce ve Arapça olarak ateşi kesmeleri ve yaralıların hastaneye götürülmesi için sürekli anonslar yapıldı. Ancak tüm çağrılara rağmen askerler etrafını çevirdikleri salonların camlarından içerde bulunan aktivistleri hedef almaya devam ettiler. Bu sırada katılımcılar arasında bulunan bir kadın ellerini havaya kaldırarak askerlerin yanına gidip ateşi kesmelerini söyledi. İbranice bilen İsrail milletvekili Hanin Zuabi’nin de yardımıyla İsrail askerleri ile iletişime geçildi ve yaralı İsrail askerlerinin de hastaneye götürülmek üzere kendilerine verileceği söylendi ve artık katılımcılara ateş açılmaması istendi. Bunun üzerine katılımcılardan bir iki kişi ile bir doktor yaralı üç askeri teslim etti. İsrailli askerler yaralı askerleri teslim aldıktan sonra kendilerine yaralılarını teslim eden kişilere ateş açarak askerlerin ilk tedavisini gerçekleştiren doktoru kolundan vurdular. Sabah 5.00’ten akşam 19.00’a kadar, kimi yaralılar kanamaları olduğu hâlde gemide bekletildi. Doktorların yaralılara müdahale etmelerine izin verilmedi. Bazı yaralılara özellikle eziyet edildi, tekmelendi, silahlarla darp edildi; bazılarının ise yaralı hâlde iken üzerlerine ateş açıldı.


İşkence gemide başladı
Gemiye hücumbotlar ve helikopterlerle asker takviyesi yapıldı, özel eğitimli K9 köpekleri gemiye alındı. Bu uzun bekleyişin ardından askerler salonda bulunan herkesi tek tek çıkış kapısına yönlendirdi. Burada üst araması yapıldıktan sonra elleri kelepçelenen katılımcılar açık güverteye toplandı. Kadınlar güvertedeki banklara, erkekler ise ıslak ve pis zemine diz üstü oturtuldu. İnsanların en doğal ihtiyaçlarını karşılamalarına dahi izin verilmedi. Havada dönüp duran devasa helikopter katılımcıları ıslatıyordu, yolculuğun büyük bölümü bu şekilde geçti. Helikopterlerin oluşturduğu sirkülasyon ise tek başına büyük bir işkenceydi. Katılımcılar güvertede, aşırı rüzgâr altında ve deniz suyu ile ıslatıldıktan sonra havalandırmaları kapatılmış iki salona toplandı, aşırı sıcak ve havasızlık dayanılmaz boyutlara ulaştı. Konuşmak, hareket etmek ayakta durmak, askerlere bakmak her şey ama her şey askerlerin müdahalesi için yeterli nedenlerdi. Bu müdahaleler bazen sözlü bazen de fiili oluyordu. Uzun bir bekleyişten sonra gemi hareket etti. İnsanlar nereye götürüldüklerini bilmiyorlardı. Sabah 09.00’da başlayan zorlu yolculuk akşam 19.00’a kadar sürdü.


Korsanlar gemiyi Aşdod’a kaçırdı
Akşam saatlerinde Aşdod Limanı’na varan Mavi Marmara’yı limanda katılımcılara insanlığa sığmayacak hareketlerle küfürler eden yüzlerce İsrailli karşıladı. Limanda uzunca bir süre bekletildikten sonra çok geç saatlerde tüm katılımcılar gemiden indirildi. Gemiden inmeden önce bir kez daha üst araması yapıldı, kelepçeleri çıkarılmış olanlara yeniden kelepçe takıldı. Gemiden indirilen herkesi iki polis sorgu alanına götürdü. Gemiden karaya ayak basar basmaz herkesin fotoğrafı çekildi. Sorgu çadırına girmeden önce arama çadırında insani yardım filosu katılımcıları çok detaylı, gayri insani bir aramadan geçirildi. Ardından sorgu çadırına alınan katılımcılardan İsrailli yetkililer tarafından hazırlanan sınırdışı belgelerini doldurmaları istendi. İnsani yardım filosu uluslararası sularda iken baskına uğramış ve gemidekiler istekleri dışında zorla Aşdod’a getirilmişti. Bu nedenle katılımcılar sınırdışı belgesini imzalamadılar. Sonra tüm katılımcıların parmak izleri alındı, fotoğrafları çekildi, sağlık kontrolünden geçirildi. Bu işlemlerin ardından dosyalar İsrail iç istihbarat birimi Şabak’a teslim edildi. Şabak özellikle katılımcılar arasındaki bazı isimler üzerinde durdu ve ilk andan itibaren bu kişileri sık sık sorguya aldı.
İşlemler devam ederken yetkililer katılımcılara belirli belgeleri imzalarlarsa hemen havaalanına gidebileceklerini, aksi takdirde hapishaneye götürülerek en az iki ay tutuklu kalacaklarını söylüyorlardı. Katılımcıların büyük bir kısmı söz konusu belgeleri imzalamadı. Ardından herkes otobüslere ve tutuklu araçlarına bindirilerek hapishaneye doğru yola çıkarıldı. Bir buçuk saati aşkın süren yolculuk gece 03.00 sularında Berşeva Hapishanesi’nde son buldu.


Özgürlüğe pranga!
Kimse birbirinden haber alamıyor, telefon etmek isteyenlere izin verilmiyordu. Herkes iki ve dört kişilik hücrelere dağıtıldı. Katılımcıların kendi ülkelerinin konsolosluk yetkilileri ile görüşme talepleri “sonra” diyerek reddedildi.
Koğuşlarla ilgili her türlü iş katılımcılara yaptırıldı: taşınacak malzemeler, dağıtılacak olan her şey, yemekten sonra yapılacak temizlik vb. Görevliler sürekli olarak gürültü çıkartıp iki gece boyunca uyumamış olan katılımcıların dinlenmesine izin vermediler. Her saat başı demir kapılara hızla vurarak hücrelerdeki herkesin ayağa kalkması istendi. Herkese tekrar tekrar ismi, nereden ve neden geldiği soruldu.
2 Haziran gecesi saat 01.00’den itibaren koğuşa gelen görevliler isimleri tek tek okuyarak herkesi gruplar hâlinde götürmeye başladılar. Bu işlem öğlene kadar sürdü. Bazı gruplar gece saat 03.00’te havaalanına ulaşırken bazıları ise ancak öğleden sonra havaalanına ulaşabildiler. Gemi katılımcıları havaalanına giderken yine karga tulumba transfer araçlarına bindirildi. Bazı aktivistler 2,5 metrekarelik cezaevi araçlarına 6 kişi itiş tıkış zorla bindirilerek iki saatlik yolu bu şekilde gitmek zorunda bırakıldı. Havaalanına getirildiklerinde pasaport işlemleri yapılırken herkes sınır dışı kâğıtlarını imzalamaya zorlandı. Uzun uğraşlardan sonra katılımcılara bu belgelerin üzerine İsrail’e kendi istekleri dışında getirildiklerinin yazılması için izin verildi. Pasaport işlemlerinin tamamlanması için beklenen süre boyunca sürekli olarak askerlerin sözlü tacizleri devam etti. Askerler çıkan her arbededen sonra birbirlerini kutluyor ve komutanları tarafından takdir ediliyorlardı.


Geride kimseyi bırakmayacağız
Pasaport işlemleri tamamlananlar, Türkiye’den gelen uçaklara peyderpey alınmaya başlandı. Uçaklara ilk binenler neredeyse 12 saat boyunca uçakta tüm katılımcıların işlemlerinin tamamlanmasını beklediler. Bazı katılımcılar havaalanında sorguya alınan İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım, gazeteci Adem Özköse ve iki katılımcının sorgudan çıkarılıp uçağa bindiğini görene kadar uçaklara binmeyi reddetti. Yetkililere bu kişiler gelmeden uçakların hareket etmeyeceği bildirildi. İsrail yetkilileri ısrarla geride kimse kalmadığını, herkesin uçaklarda olduğunu söylüyordu. Sorgu odasında tutulanlar serbest bırakılmadan hiçbir yere gidilmeyeceği bir kez daha kesin bir dille ifade edildi. Sonunda orada bulunan bir görevli sorgu odasına giderek buradaki dört kişiyi çıkarttı ve pasaport işlemlerini yaptırdı. Türkiye’den gelen milletvekilleri ve konsolosluk görevlileri ile birlikte uçağa binildi. Uçakta son liste kontrolleri yapıldıktan sonra geride ağır yaralı oldukları için İsrail’deki hastanelerde tedavi gören beş kişi bırakılarak diğer şehit ve yaralılarla birlikte Türkiye’ye doğru yola çıkıldı.
Havaalanında katılımcıların özel eşyalarının akıbeti sorulduğunda başka bir uçakla gönderileceği söylendi ancak Türkiye’ye gönderilenler ekseriyetle boş valizler, parçalanmış telefonlar, kameralar vb. eşyalar oldu. Çok sayıda elektronik eşyaya İsrail yetkilileri tarafından el konuldu. Bu da tüm gemi katılımcıları için ciddi bir maddi kayıp anlamına gelmekteydi. Bütün bunlara ek olarak, ülkelerine dönen katılımcıların el konulan kredi kartlarının ve telefonlarının da İsrail’de kullanıldığı, gemide bulunan bilgisayar ve telefonların İsrail askerleri tarafından çalınıp satıldığı öğrenildi. Hatta bazı katılımcılara ait laptoplar İsrail askerleri tarafından gemiden çalınarak pazarlarda satıldı.

Filo hakkında temel bilgiler

  • “Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım” filosu, altı uluslararası kuruluşun partnerliğinde organize edilmiş bir insani yardım filosudur. Filo Gazze’ye insani yardım götürmek ve Gazze halkının yaşadığı hukuksuz ambargonun uluslararası kamuoyunda gündem bulmasını sağlamak amacıyla bir araya gelmiş bir oluşumdur.
  • Filo organizasyonu tamamen sivil bir girişimdir. Hiçbir ülkede hiçbir siyasi hareket ya da partiyle bağlantısı bulunmamaktadır.
  • European Campaign to End the Siege on Gaza, Free Gaza Movement, The International Committee to Lift the Siege on Gaza, Ship to Gaza Greece, Ship to Gaza Sweden ve İHH İnsani Yardım Vakfı olmak üzere altı sivil toplum kuruluşunun organizasyonu ile oluşturulan filoda 36 ülkeden 700’den fazla katılımcı bulunuyordu.
  • Filo İsrail’in hukuken söz hakkının bulunmadığı uluslararası sulardan geçip Gazze limanına ulaşmayı hedefliyordu.
  • Filo Mavi Marmara dâhil üç yolcu gemisi ve üç yük gemisi olmak üzere toplam altı gemiden oluşuyordu. (ABD bandıralı Challenger II gemisi arıza yaptığı için yolcuları Mavi Marmara’ya aktarılarak geri dönmüştür. İrlanda’dan yola çıkan Rachel Corrie ise sebebi belirlenemeyen bir arıza nedeniyle bir gün gecikmeli olarak yola çıkmış ve uluslararası sularda İsrail tarafından kaçırılarak Aşdod Limanı’na çekilmiştir.)
  • Filoda Gazze halkına ulaştırılmak üzere sağlık, inşaat, gıda, giysi ve eğitim malzemeleri ile çocuklar için kurulacak oyun parkları ve yetimler için hazırlanmış hediye paketleri bulunuyordu.
  • Filoda Almanya, Kuveyt, İsrail, İrlanda, İsveç, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Fas, Yemen, Mısır ve Cezayir’den milletvekilleri; 89 yaşındaki Kudüs eski Başpiskoposu Helarion Capycci; Ortadoğu, Avrupa, Amerika, Uzakdoğu ve Afrika’dan aktivist, sanatçı, aydın ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri bulunuyordu. TRT, Press TV, Al-Hiwar, TV NET, Doğan Haber Ajansı, English Al-Jazeera, Kuwait News Agency, Telesur & Venezuela TV, Suara Hidayatullah, The Brunei Times, Al-Aqsa TV, Al-Jazeera Internet, Al-Kuds TV, Al-Fakhura, AJ-TV, Gulf News Agency, Radio 786 (Güney Afrika), Sabah, Star, Zaman, Taraf, Vakit, Yeni Şafak gibi önemli basın kuruluşu temsilcileri de filo yolcuları arasındaydı.
  • Filo gemileri ve yolcuları yola çıkmadan evvel olağan prosedür gereği uluslararası tüm denetimlerden geçti. Türkiye’den ayrılan Mavi Marmara gemisi ve yolcuları Antalya Limanı’nda, Gazze ve Defne gemileri İskenderun Limanı’nda Türkiye Cumhuriyeti’nde uygulanan tüm gümrük, pasaport ve kontrol işlemlerinden geçirildi. Benzeri işlemler filodaki diğer gemiler için de ayrıldıkları ülkelerde uygulandı.
  • Filoyu oluşturan altı gemi 29 Mayıs 2010 günü Akdeniz’de Güney Kıbrıs açıklarında uluslararası sularda buluştu.
  • 30 Mayıs Pazar akşamı saat 22.30 sularında İsrail Silahlı Kuvvetleri filodaki diğer gemilerle birlikte uluslararası sularda seyir hâlinde olan Mavi Marmara gemisine taciz ve tehdit mesajları göndermeye başladı.
  • İsrail tarafından gönderilen mesajlara Mavi Marmara gemisi kaptanı her defasında “gemide yaklaşık 600 yolcu ile açık denizden hareketle güneye doğru gidilmekte olunduğunu ve filoda bulunan insani yardım malzemelerinin Gazze’ye götürüleceği”ni tekrar tekrar iletti.
  • Aynı saatlerde, gemiden medyaya ve dünya kamuoyuna yayın yapan Türksat uydu frekansının ve uydu telefonlarının iletişimi İsrail tarafından kesilmeye çalışıldı.
  • Gece saat 03.00 sularına kadar savaş gemileri filoyu takip etti. Bu saatten sonra 30 civarında hücumbot ve 4 savaş gemisi filonun etrafını sardı. Ardından filo etrafında denizaltılar ve havada daireler çizerek uçan askerî helikopterler belirdi.
  • Filo saldırıya uğradığı sırada uluslararası sularda seyir hâlindeydi. Filonun rotası, açık denizden kıyıya paralel olarak 70-80 mil mesafede idi.
  • İsrail ilk olarak sivillerin bulunduğu Mavi Marmara gemisine saldırdı.
  • Savaş helikopterleri sivillerin bulunduğu Mavi Marmara gemisine ateş açtı. Askerlerle dolu helikopterler geminin üzerine gelerek gemiye asker indirmeye başladılar. Askerler gemiye indikleri sırada da etrafa ateş etmeye devam ettiler.
  • Saat 04.30 sularında yüzleri maskeli, elleri silahlı askerleri taşıyan hücumbotlar gemiye yanaştı ve saldırdı.
  • Geminin en üst katına indirme yapan İsrail askerlerinin gerçek mermilerle ateş açtıklarını gören gemi yolcuları, alt kattaki salonlarda tamamen savunmasız bir şekilde bekleyen bebek, kadın ve yaşlıları korumak için etrafta buldukları su şişesi, sandalye, sopa vb. cisimlerle kendilerini savunmaya başladı.
  • Katılımcılar arasında ölenler ve yaralananlar olduğunun görülmesi üzerine telsiz ve megafonlar aracılığıyla ve üst güverteden beyaz bayrak sallayarak İsrail askerlerine defalarca ateşkes çağrısında bulunuldu.
  • Tüm ateşkes çağrılarına rağmen İsrail askerleri yolcuların kaldığı salonların etrafını çevirerek camlardan içerdeki aktivistleri hedef almaya devam etti.
  • Gemiye indirmenin yapıldığı ilk anda hafif yaralanan silahlı İsrail askerlerine gemide bulunan doktorlar tarafından ilk müdahale yapıldıktan sonra askerler birliklerine teslim edildi. Ancak yaralı askerlere yardım eden doktor, yaralıları teslim alan İsrail askerleri tarafından kolundan vuruldu.
  • Yolcular geminin salonlarında saldırının bitmesini beklerken çok sayıda asker ve özel eğitimli K9 köpekleri helikopter ve botlardan gemiye bindirildi.
  • Göz yaşartıcı bomba, sis bombası, gaz bombası ve gerçek mermilerin kullanıldığı saldırıda 9 kişi hayatını kaybetti, 50’den fazla kişi yaralandı. Yaralılardan biri hâlâ yoğun bakımda (Eylül 2010 itibarıyla).
  • İsrail askerlerinin sivil aktivistlere yönelik gerçekleştirdiği katliam İsrail’in ilk anda fark edemediği başka bir frekanstan tüm dünyaya canlı olarak yansıtıldı.
  • Ateşin kesilmesinden sonra saldırıda yaralanan katılımcılara doktorların müdahale etmesine izin verilmedi.
  • Yaralılara eziyet edildi, tekmelendi, silahlarla darp edildi; bazılarının ise yaralı hâlde iken üzerlerine ateş açıldı.
  • İnsani yardım filosu yolcuları elleri kelepçelenerek geminin güvertesine çıkarıldı ve burada helikopterlerle sürekli olarak ıslatıldı; en temel insani ihtiyaçlarının dahi giderilmesine izin verilmedi.
  • Mavi Marmara’ya gerçekleştirilen saldırının ardından filodaki diğer gemilere de İsrail askerlerince el konuldu, gemilerdeki yolcular ve gemi personelleri tutuklandı.
  • Filodaki tüm gemiler ve yolcuları uluslararası sularda alıkonularak kaçırıldı ve Aşdod Limanı’na götürüldü.
  • Aşdod Limanı’nda yardım filosunun tüm yolcuları defalarca üst aramasından geçirildi, parmak izleri alındı, fotoğrafları çekildi ve sorgulandı.
  • İnsani yardım filosu katılımcılarına İsrail’e kanunsuz yollarla girdiklerine dair belgeler imzalatılmak istendi, bunun için baskı yapıldı.
  • Gemilerdeki katılımcıların ve personelin dosyaları İsrail iç istihbarat birimi Şabak’a teslim edildi.
  • Gemilerde bulunan herkes Berşeva Hapishanesi’ne götürülerek 36 saat hapsedildi.

Tanıklıklar

  • Ed Peck - Emekli büyükelçi, ABD

“Karaya çıkınca bana derhâl sınır dışı edileceğimi söylediler. İsrail yasalarını ihlal etmişim. Hangi yasayı ihlal ettiğimi sordum. Ülkeye yasa dışı yollardan girdiğimi söylediler. ‘Bir dakika’ dedim. ‘Gemiyi açık denizde zorla ele geçirdiniz, bizi silah zoruyla İsrail’e getirdiniz, şimdi de kalkmış ülkenize yasa dışı yollardan girdiğimi mi iddia ediyorsunuz? Benim hiç de buraya gelmek gibi bir niyetim yoktu.’
Katıldığım birçok radyo ve televizyon programında bana hep yolcuların askerlere saldırıp saldırmadığı soruldu. Ben de ‘Hayır tam tersi oldu.’ diye yanıt verdim. Sonuçta 600 kadın ve erkek taşıyan, uluslararası sularda seyreden bir gemi… Ağır silahlarla donatılmış yabancı güçler gemiye saldırıyor, kaba kuvvetle gemiyi ele geçiriyor, İsrail’e gitmeye zorluyor. Tabii ki eviniz istemediğiniz kişilerin saldırısına uğrarsa savunacaksınız. Onlar gemilerini yasal olmayan bir saldırıya karşı koruyordu.”
http://www1.voanews.com/turkish/news/Amerikali-Tanik-Gazze-Filosuna-israil-Baskinini-Anlatti-95592879.html

 

  • Rıdvan Kaya - Yazar, Türkiye

“31 Mayıs Katliamı ile dünyanın Filistin’deki abluka ve ambargo meselesini daha iyi kavrayacağına inanıyorum.”
http://www.analizmerkezi.com/Haber/Gundem/14062010/Taniklar-Mavi-Marmarayi-Anlattilar.php

 

  • Adem Özköse - Gazeteci, Türkiye

“Sabah namazına kalkmıştım. Açıkçası o saatte böyle bir saldırı olabileceğini düşünmemiştim. Tıpkı korsanlar gibi İsrail askerleri de geminin arka tarafından gemiye çıkmak istediler. Yaklaşık 30 arkadaş oraya gittik. 20 dakikalık bir direniş gösterdik. Arkadaşlarımız etkisiz hâle getirdiğimiz bazı İsrail askerlerinin zarar görmemesi için onları korudular.”
http://www.analizmerkezi.com/Haber/Gundem/14062010/Taniklar-Mavi-Marmarayi-Anlattilar.php

 

  • Henning Mankell - Yazar, İsveç

“Gemilerde tek bir silah olmadığına yemin edebilirim.”
http://www.newsweekturkiye.com/haberler/detay/39550/Saldirinin-taniklari?reload=true

 

  • Hamza Er – Gazeteci, Türkiye

“Yardım filosunun amacına ulaşmadığını düşünmek bir hatadır. ‘Kudüs kurtulduğu zaman, ümmet kurtulur’ algısını tersten okuyacak olursak Ürdün, Türkiye, Mısır kurtulmadan Kudüs kurtulamayacaktır.”
http://www.analizmerkezi.com/Haber/Gundem/14062010/Taniklar-Mavi-Marmarayi-Anlattilar.php

 

  • Paveen Yaqub – Aktivist, İngiltere

“Ateş etmeyi kestikten hemen sonra İsrail askerlerinin yaptıkları ilk şey, kameraları ve kapalı devre güvenlik sistemlerini kırmak oldu. Böylece dünya onların yaptıklarına şahit olamayacaktı.”
http://www.dunyabulteni.net/news_detail.php?id=117749

 

  • Ibrahim Sediyani - Gazeteci yazar, Almanya

“İsrail komandoları daha gemiye inmeden ateş etmeye başladılar. Yani kamuoyunda tartışılan ‘siz saldırmasaydınız ölümler olmayacaktı’ iddiası doğru değildir. Saldırı 1 saat 20 dakika sürdü. 05.25’te gemi ele geçirildi, sonra teslim oluyoruz diye duyuru yapıldı.”
http://www.analizmerkezi.com/Haber/Gundem/14062010/Taniklar-Mavi-Marmarayi-Anlattilar.php


  • Musa Üzer - Türkiye

“Saldırı sonrasında, ellerimizi arkadan kelepçeleyerek güvertede dizüstü oturtmuşlardı. Arkama dönüp bankta oturan papaza gülümseyerek moral vermeye çalıştım. O anda şehadet parmağını havaya kaldırıp birkaç defa “Allahu Ekber” diyerek hoş bir şekilde o da bize moral verdi.”
http://www.analizmerkezi.com/Haber/Gundem/14062010/Taniklar-Mavi-Marmarayi-Anlattilar.php

 

  • Norman Paech - Eski milletvekili, Almanya

“Telaşla giyindim. Arkadaşlar saldırıya uğradığımızı ve İsrail askerlerinin gemide olduğunu söyledi. Saldırı havadan, helikopterlerden iplerle gemiye inen askerlerden geldi. Yolcu salonunda bekledik. Bu arada sinir krizi geçiriyor gibi görünen bir İsrail askerini taşıdıklarını gördüm. Sonra ikinci, üçüncü asker ve ardından üç yaralı asker geldi. Daha sonra ciddi şekilde yaralanmış, üstü başı kanlar içinde bir sürü -belki 10- yolcu gördüm. Benim bulunduğum salonun bitişiğindeki salonda tedavileri yapıldı. Bir yolcu o kadar kötü yaralanmıştı ki, yaşamadığına eminim. Yukarı çıkmayı aklımdan bile geçirmedim, çok tehlikeliydi. Sadece iki kişinin elinde kısa sopalar vardı. Ama bıçak, demir çubuk, tabanca ya da gerçek bir silah yoktu. Bu yolculuğu planlarken en baştan itibaren ‘silah, patlayıcı yok, sadece politik olarak, normal yöntemlerle direneceğiz’ demiştik.”
http://www.newsweekturkiye.com/haberler/detay/39550/Saldirinin-taniklari?reload=true

 

  • Bayram Kalyon - Gazze yük gemisi mürettebatı, Türkiye

“Gemidekiler İsrail askerlerine neyle saldıracaklardı ki?! Bizim insanlarımızda silah namına hiçbir şey yoktu. Su vardı bizde, sadece su. Suyla adama ne yapabilirsin ki? Adamların ellerinde M16 otomatik silahlar vardı. Ancak biz korkmadık, İsrail askerleri korktu.”
 http://www.sonsayfa.com/Haberler/guncel/Katliamin-taniklari-olanlari-anlatti.html

  • Kutlu Tiryaki - Gazze yük gemisi kaptanı, Türkiye

“Mavi Marmara gemisinin kaptanıyla en son kurduğumuz iletişim sırasında, kaptan kendilerine rastgele ateş edildiğini, askerlerin camları kapıları kırıp içeri girdiklerini söyledi ve ‘kaçın’ diye mesaj gönderdi. Ancak 77 milde yakalandık. Yakalandık ve gözaltına alındık. İki kişinin yan yana gelmesine asla izin vermediler. Bizi neden geldiğimiz konusunda sorguladılar.”
 http://www.sonsayfa.com/Haberler/guncel/Katliamin-taniklari-olanlari-anlatti.html

  • Mihalis Grigoropoulos – Mürettebat, Yunanistan

“Hiç direnmedik. İsteseydik de direnemezdik. Güverteye inen komandolara karşı ne yapabilirdik? Bazılarının yapmaya çalıştığı tek şey, komandoların kaptan köprüsüne ulaşmasını geciktirmek için bir canlı kalkan oluşturmak oldu. Komandolar onlara plastik mermiler ve sersemletici elektrikli cihazlarla müdahale etti.”
http://www.newsweekturkiye.com/haberler/detay/39550/Saldirinin-taniklari?reload=true

 

  • Annette Groth - Parlamenter, Almanya

“Gazze’deki unutulmuş savaşın zihinlerde tazelenmesi için demek ki bu kadar insanın ölmesi gerekiyormuş. Biz şimdi Alman hükümeti ve Avrupa Parlamentosu’na savaşın bitmesi, durumun normalleşmesi için baskı yapacağız.”
http://www.turkishny.com/headline-news/2/31504-bebeiyle-turkiyeye-donen-cetin-yaananlar-insanlk-dyd

 

  •  Nilüfer Çetin - Mavi Marmara gemisi Çarkçıbaşısı Ekrem Çetin’in eşi, Türkiye

“Helikopterlerle gelen İsrail askerleri gemiye çıkmaya başladı, 04.30 gibi. Ben bebeğimle birlikte kamarada kaldım. Kurşunlar kamaramın tepesine iniyordu. Arada pencereden bakarak olan bitene dair bir şeyler duymaya çalıştım. Eşim köprü üstünden gelerek can yeleklerini giymemizi istedi. Gaz maskesini hazırladım. Ondan sonrası tam bir karanlık. Silah sesleri, çığlıklar, bağrışmalar, saldırı sesleri duyduk. Vahşi bir çatışma olduğunu biliyorum. İkinci kaptan ile kameralardan görüştük. Personelden kimseye zarar gelmediğini ve eşimin iyi olduğunu onun sayesinde öğrenmiş oldum. Beklemeye dayanamadık küçük odada ve kapıyı açarak teslim olduğumu, bebeğimin ihtiyaçları olduğunu söyledim. Üst aramasından sonra köprü üstünde yaklaşık iki saat bekledik. Daha sonra açık güverteye önce personel sonra da ben indim. Bebeğimi gemiye propaganda amaçlı getirmekle suçlandım, annelik değerlerim sorgulandı. Ben anneyim. Gazze’deki binlerce bebek de benim oğlum gibi... Gazze’ye sağ salim varabilseydik oğlum o bebeklerle oynayacaktı. Böyle bir organizasyon yeniden olsa oğlumu alıp gitmekten kesinlikle çekinmem.”
http://www.turkishny.com/headline-news/2/31504-bebeiyle-turkiyeye-donen-cetin-yaananlar-insanlk-dyd

 

  • Manolo Luppichini - Gazeteci, İtalya

“Ben ve kameramanım Sfendoni gemisiyle Yunanistan’dan yola çıktık. İsrail’in bu yaptığı kolektif cezalandırma. Sadece işimizi yaptığımız için cezalandırıldık. Filodaki gazeteciler arasında dayanışma vardı. Sadece Mavi Marmara’da şiddet yaşandığı doğru değil; bizim gemide de insanlar yaralandı. İki kez kaçırıldım: gemide ve havaalanında. Telefon hakkımı ve pasaportumu istediğim için havaalanındayken hücreye tıkıldım. Dövüldük, tehdit edildik. 12 saat aç ve susuz tutulduk. Ben orada tutulurken kredi kartımdan alışveriş yapılmış. Madem saklayacak bir şey yok kameralarımızı geri versinler, bu bir medya diktatörlüğü. Gazze’ye girip orada yaşananları göstermeden işimiz bitmeyecek.”
http://bianet.org/bianet/ifade-ozgurlugu/123387-gazzeye-yardim-filosundaki-gazeteciler-anlatiyor

 

  • Aris Chatsiztefanou - SKAI radyo, Yunanistan

“Pire’den yola çıkmadan 48 saat önce internette İsrail propagandası başladı. Daha sonra bunun İsrail Dışişleri Bakanlığı tarafından finanse edildiğini öğrendik. Propaganda savaşı yol boyunca devam etti. İsrail, gemideki gazetecileri susturarak medyaya kendi hikâyesini servis etti. Elçilikler vasıtasıyla her ülkede belli gazetecilere haber geçildi. Eylemcilerin terörist olduğu bilgisini yaydılar. Saldıran askerler, emir verenler ve hükümet üyeleri hakkında dava açıyoruz. Her yerde ve İsrail’de basın özgürlüğünü savunmak için buradayız.”
http://bianet.org/bianet/ifade-ozgurlugu/123387-gazzeye-yardim-filosundaki-gazeteciler-anlatiyor

 

  • Marcello Faraggi - Bağımsız belgesel yapımcısı, Belçika

Euronews için belgesel çekmek üzere filoya katıldım. Saldırıdan sonra tüm ekipmanlarıma ve özel eşyalarıma el konuldu. Brüksel’de Avrupa Parlamentosu’ndaki politikacılarla harekete geçmeleri için görüşmeler yaptık. Parlamentodaki tüm gruplar parlamento başkanından İsrail Dışişleri Bakanı’na bir mektup yazmasını istedi.”
http://bianet.org/bianet/ifade-ozgurlugu/123387-gazzeye-yardim-filosundaki-gazeteciler-anlatiyor

 

  • Manuel Tapial - Gazeteci, İspanya

“Gazze’de yaşayan ve eğitim için dışarı çıkmak isteyen çocuklar hakkında belgesel hazırlamak için filoya katıldık. Mavi Marmara’daydık. Saldırıdan sonra ellerim bağlandı, arkadaşlarımdan ayrıldım. İnsanların işkence gördüğünü, başlarına torba geçirilip tekmelendiklerini gördüm. İspanya hükümeti ve diğer Avrupa hükümetleri bu saldırıyı engellemek için hiçbir şey yapmadı. Bizim susturulduğumuz beş gün boyunca her yerde İsrail propagandası yayınlandı. İsrail hükümet üyelerine insanlığa karşı suç işledikleri gerekçesiyle dava açacağız.”
http://bianet.org/bianet/ifade-ozgurlugu/123387-gazzeye-yardim-filosundaki-gazeteciler-anlatiyor

 

  • Iara Lee - Cultures of Resistance, ABD

“Gemideki yolcular pek çok ülkeden, dinî ve etnik kökenden gelen insanlardı. Hepimizin ortak yanı, Gazze’deki İsrail ablukası adaletsizliğinin altını çizerek bir insani krizi durdurmak istememizdi. Gemide hem laik hem de inançlı yolcular vardı.”
http://www.stargazete.com/politika/katliamin-filmi-bm-de-haber-268980.htm

 

  • Abbas Nasır - El-Cezire, Lübnan

“Biz İsrail’in böyle davranmasına alışığız; çocukları, okulları hedef alabildiklerini de gördük. Ama buradaki kameralar yaşananlara tanık oldu ve bu defa İsrail kaybetti. Filoda Avrupalılar da vardı; Fransızca, İngilizce, İspanyolca konuşanlar için ‘terörist’ diyemediler. Beni çok etkileyen ve üzen bir olayı anlatacağım. Karaya çıkarıldığımızda tutuklananlar arasında büyükanneleri, dedeleri o kasabada yaşamış Filistin kökenli insanlar vardı. Ve o topraklara Avrupa’dan, Etiyopya’dan ya da başka yerlerden gelen insanlar, atalarının topraklarında onları tutukluyordu.”
http://bianet.org/bianet/ifade-ozgurlugu/123387-gazzeye-yardim-filosundaki-gazeteciler-anlatiyor

 

  • Cemal El-Şayyal - El-Cezire, Katar

“Gazetecinin görevi dünyanın gözü ve kulağı olmaktır. Dolayısıyla oraya gidenlere ‘zor muydu’, ‘kötü müydü’ diye sormak yanlış soruyu sormak olur. Asıl sorulması gereken neden diğer gazetecilerin o filoda olmadığı sorusudur. Benim vergilerimle çalışan BBC, filoya muhabir vermedi. Batı’daki büyük medya kuruluşları bu haberi ancak İsrail haber servis etmeye başladıktan sonra gördü. Bizim ihtiyacımız olan tek şey basın özgürlüğü; devletler gazetecileri çalışabilmeleri için korumakla yükümlü. Politikacılarımızdan isteyeceğimiz tek şey bu olmalı.”
http://bianet.org/bianet/ifade-ozgurlugu/123387-gazzeye-yardim-filosundaki-gazeteciler-anlatiyor

 

  • Kevin Ovenden - ABD

“İsrail, komandolarının linç edilmekle karşı karşıya kaldıklarını söylüyor. Otomatik silahlı askerlere karşı silahsız kişilerin kendilerini savunma girişimi, linç edilmek olarak gösteriliyor. Ben böyle bir linç deneyimini ilk kez görüyorum.”
http://www.dha.com.tr/n.php?n=aa24b44b-2010_06_18

 

  • Farooq Burney - Katar

“Yaşlı bir aktivist, gözlerimin önünde nereden geldiğini göremediğim bir kurşunla vurularak yere düştü. Üzerindeki can yeleğinden kanlar geliyordu ancak kurşunun nereye isabet ettiğini tam olarak bilemiyorduk. Yaşlı adam çok kan kaybetmeye başladı. Can yeleğini üzerinden çıkarttık. Kanı durdurmak istedik ama mümkün olmadı ve yaşlı adam gözlerimizin önünde can verdi.”
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=991690&title=kanadali-aktivist-israili-yalancilikla-sucladi

 

  • Mustafa Sancaktutan - Gazze yük gemisi mürettebatı, Türkiye

“Ben TIR şoförüyüm. Mesleğim nedeniyle birçok ülke gördüm. İsrail askerlerinin bize karşı tavrı, kendisinden bile korkan üçüncü dünya devletlerini aratmadı. İsrail bir korku devleti olmuş. Bizim elimizde silah yoktu, sadece yardım malzemesi götürüyorduk.
Sorgulamayı yapan kişi, bizi silah taşıdığımızı kabul etmemiz yönünde ikna etmeye çalıştı. Biz de ısrarla yardım malzemesi götürdüğümüzü söyledik. İsrail devleti kendi halkını bizim silah taşıdığımıza inandırmış. Oysa yardım malzemeleri onlarca kez X-ray cihazından geçirildi. Biz sadece çocuk parkı yapılması için demir ve çimento taşıyorduk.”
http://www.stratejikboyut.com/haber/rehineler-yapilan-baskiyi-anlatti--37170.html

 

  • Meral Kaya – Gönüllü, Türkiye

“Asla başımızı öne eğmedik. Hepsinin gözünün içine öfkeyle baktım. Şehitlerimizi görmeme rağmen bir damla bile gözyaşı dökmedim. Ellerimizi kelepçelediler, güneş altında beklettiler. Sadece lavaboya giderken çözdüler. Erkeklerin kelepçelerini ise ne lavaboya giderken ne namaz kılarken çözdüler. Silahlarının namluları devamlı üzerimizdeydi. Köpekler yanımızdan eksik olmadı. Hepimize terörist muamelesi yaptılar.”
http://www.bugun.com.tr/haber-detay/104470-esi-kollarinda-vefat-etti-haberi.aspx

 

  • Ayşe Sarıoğlu - Gazeteci, Türkiye

“Parmak izlerim alındı. Her yerde defalarca, daha önce İsrail’e gelip gelmediğim soruldu. ‘Hayır’ dedikçe askerler, ‘arkadaşım seni görmüş ama’ diye dalga geçiyorlardı. Bana dil çıkarıyorlardı, ayaklarıma tükürüyorlardı. İnanamadım. O kadar insanlık dışı, o kadar çocukça, o kadar saçma geldi ki. Dil çıkartmak, tükürmek, tuhaf sesler çıkartmak, sataşmak. Ve sürekli her yere kolunuzdan tutularak götürülmek... Nereye kaçacaktım ki?”
http://www.taraf.com.tr/haber/israilli-sorgucular-ayaklarima-tukurduler-2.htm

 

İsrail’in PR Savaşı

Hasbara ve insani yardım filosu

İrlanda, Türkiye ve Yunanistan’dan toplam 7 gemi Gazze’ye gitmek üzere mayıs ayında yola çıktı. Gazze’ye denizden ulaşmayı ve 2007’den bu yana devam eden abluka ve ambargoyu sivil bir inisiyatifle kırmayı amaçlayan gemilerin hareket etmesiyle birlikte, İsrail’in propaganda makinesi de görsel ve yazılı medyada, sosyal paylaşım ağlarında ve bloglarda dört bir koldan kendi hikâyesini oluşturmaya ve yaymaya başladı.
Temmuz 2006’da Kana Katliamı’nın yaşandığı İkinci Lübnan Savaşı, Aralık 2008’de gerçekleşen Dökme Kurşun Operasyonu ve İsrail’in savaş suçları işlediğini ortaya koyan 2009 BM Goldstone Raporu İsrail’in uluslararası kamuoyu nezdinde lobi grupları ve yaygın medya ağları sayesinde oluşturduğu “barışçıl demokrasi” imajını sarsmaya başlamıştı. İsrail’in hem Filistin halkına hem de Ortadoğu’ya yönelik resmî politikalarının meşruiyetinin sorgulandığı ve eleştirilerin yaşanan her gelişmeyle birlikte farklı siyasi ve akademik çevrelerde daha yüksek sesle dile getirilmeye başlandığı bir ortamda, Gazze Filosu’na yapılan saldırı, Tel Aviv hükümetini “etkin” bir hasbara (image building-imaj inşası) çalışması yapmaya yöneltti.
Hasbara ve gayrimeşrulaştırma
İnsani Yardım Filosu’nun yola çıkmasından günler önce, İsrail Savunma Kuvvetleri (Israel Defence Force-IDF) ve Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan toplantılarda, filoyu oluşturan katılımcıların imajını yıpratmaya ve filonun arkasındaki kamuoyu desteğini baltalamaya yönelik taktikler benimsenmesi yönünde kararlar alındı.
Bu amaca yönelik olarak Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon, filoyu, İsrail’i şiddet kullanmaya sevk edecek provokasyon amaçlı bir organizasyon olmakla suçladı ve İsrail hükümeti 5 kıtada 120 ülke ve bölgede faaliyet gösteren ve BM ECOSOC danışman statüsünde üyeliği bulunan Türk yardım kuruluşu İHH İnsani Yardım Vakfı’nın Hamas’la ilişkili radikal İslami bir grup olduğu argümanını her yerde kullanmaya başladı.
Gilad Shalit’in “dram”ı
Gilad Shalit, filonun insani yardım amaçlı “olmadığı”nı ispatlamaya çalışan İsrail medyası tarafından gündeme taşınan bir başka konu oldu. Hapishanelerde yıllardır aileleriyle görüştürülmeyen 11.000 Filistinli tutuklu bulunmasının hiç bir haber değeri taşımadığı İsrail’de, Haaretz ve Yediot Ahronot gazeteleri canhıraş bir çabayla filo organizasyonun başından itibaren dikkatleri Gilad Shalit ve ailesinin “dram”ına çekmeye çalıştı. İsrail ordusu Gazze topraklarını tanklarla işgal ettiği sırada onlarca Gazzelinin ölümüne yol açan İsrail askerlerinden biri olan Gilad Shalit’in iadesi meselesi öne çıkarılarak filonun misyonu geri plana itilmek istendi. Yapılan haberlerde ailesinin Gilad Shalit’e mektup göndermek için filo organizatörlerine başvuruda bulunduğu ancak bu isteğin reddedildiği iddia edildi. Kamuoyunun zihninde esir Gilad Shalit’e “ailesinden bir mektup” götürmeyi bile reddeden bir hareketin nasıl olup Gazze’ye insani yardım götürebileceğini ve nihayetinde filo organizatörlerinin iyi niyetini sorgulatmayı amaçlayan bu hamle, Free Gaza ve European Campaign to End the Siege on Gaza’nın bu konuda kimsenin kendileri ile irtibata geçmediğini açıklamasıyla boşa çıktı.
“Gazze’de durum o kadar da kötü değil!”
Bütün bunların yanı sıra İsrail hükümeti, işsizlik oranının %80’e ulaştığı, hanelerden %55’inin düzenli bir gelirinin bulunmadığı Gazze’de durumun “o kadar da kötü” olmadığını kanıtlamaya çalıştı. General Moshe Levy Gazze’de “insani durumun istikrarlı olduğu”na dair açıklama yaparken, Kerem Shalom Sınır Kapısı’na davet edilen gazetecilere, geçişi İsrail’den sağlanan “girişi yasak olmayan” gıda ve ilaç TIR’ları kıvançla gösterildi. Dışişleri Bakanlığı fotoğraflar, istatistikler ve rakamlarla Gazze’nin “aslında” tamamen bir kuşatma altında “olmadığını” kanıtlamaya çalıştı. Hükümet Basın Ofisi tarafından yapılan bir açıklamada ise, ticaretin büyük ölçüde Mısır sınırından geçen tünellerden işlediği Gazze’de, gazetecilerin muhakkak ziyaret etmesi gereken “lüks restoranlar”a büyük bir ciddiyetle vurgu yapıldı. Savunma Bakanı Ehud Barak da Gazze Şeridi’nde 1,5 milyonluk nüfus içerisinde insani yardıma ihtiyaç duyan sadece bir kişi olduğunu belirterek “Bu kişi Gilad Shalit’tir.” dedi. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Yigal Palmor “olağan hallerde” her hafta 15.000 ton malzemenin Gazze’ye girişinin yapıldığını; her gün et, balık, meyve, sebze, süt tozu, bebek maması, buğday gibi gıda maddelerini taşıyan onlarca TIR’ın Gazze’ye girip çıktığını açıkladı. Ancak abluka altına alınmadan önce Gazze’ye her gün 700 TIR gıda ve temel ihtiyaç malzemesi girişi yapılıyordu. Bu hesapla 1,5 milyon insanın yaşadığı Gazze’de mevcut sevkıyatla ihtiyacın üçte birinin bile karşılanamadığı aşikâr.
Karartma ve dezenformasyon
İnsani Yardım Filosu’na 31 Mayıs Pazartesi sabaha karşı gerçekleştirilen İsrail saldırısı sırasında ilk olarak gemiden yapılan canlı uydu bağlantısı kesildi (devreye giren yedek uydu bağlantısından yayın yapıldığının askerler tarafından fark edilmesi 3-4 saati buldu). İsrail tarafından dünya basınına ve internete servis edilen ilk görüntüler, İsrail hükümet sözcüleri tarafından “ellerinde mutfak bıçakları, sopalar ve sandalyeler”le bekleyen bir grup “el-Kaide sempatizanı”nın “tamamen yasal ve barışçıl” bir operasyon yürüten profesyonel komandolara karşı “planlanmış bir linç girişiminde bulunması” olarak yansıtıldı.
Dünyada en çok izlenme oranlarına sahip medya kanallarının ve gruplarının tutumu da filoda yaşananların İsrail makamları tarafından aktarıldığı şekliyle algılanmasında önemli rol oynadı. Filo yolcuları uluslararası sularda seyir hâlindeyken tutuklanarak İsrail topraklarına kaçırıldı ve gayrimeşru yöntemlerle sorgulanıp hapsedildi; bilgisayarları, saldırı anının dakika dakika görüntülendiği fotoğraf makineleri, video kameraları dâhil olmak üzere tüm kişisel eşyalarına el konuldu. Ancak bu “ayrıntılar” pek çok medya kuruluşu tarafından görmezden gelinerek yaşananların sadece “İsrail uyarlaması” kamuoyuna aktarıldı.
Tüm dünyada gündemin ilk sıralarına yükselen, çok sayıda ölü ve yaralı ile sonuçlanan saldırı sırasında başlatılan bilgi karartması iki gün boyunca devam etti. İki gün boyunca yaralı ve ölü sayısına, yaralıların hangi hastanelere kaldırıldığına dair hiçbir resmî açıklama yapılmadı. Hastanede bulunan yaralılara ve tutuklanarak hapishaneye götürülen filo katılımcılarına dair bilgi alınamadı. Katılımcılar saldırı anından itibaren yaklaşık 1,5 gün boyunca aileleri, avukatları ve büyükelçilik temsilcileri ile görüştürülmedi.
Filo katılımcılarının dünyadan tecrit edildiği bu ilk iki günde İsrail hükümeti, medya grupları ve think-tank kuruluşları; 36 farklı ülkeden bağımsız gazeteciler, parlamento üyeleri ve yazarların aralarında bulunduğu filo yolcularının birbirlerinden bağımsız yapısını göz ardı ederek tamamını “Filistin yanlısı”, “maceracı aktivist”ler olarak etiketledi. Başbakan Netanyahu “Gazze Şeridi’nde insani bir kriz yaşanmadığı”, filonun “provokatif” amaçlarla yola çıktığı, filo organizatörleri ve katılımcıları arasında “uluslararası terör örgütleri ile bağlantıları olan kişiler” bulunduğu iddialarını basın toplantılarında ve dünya liderleri ile olan görüşmelerinde defaatle dile getirdi. İsrail hükümet sözcüleri “kesin bir kanıt bulunamasa da” filo katılımcılarının “Hamas ve diğer uluslararası terör gruplarıyla bağlantılı olduğundan şüphelendiklerini” basın toplantılarında ifade ettiler. İsrail Dışişleri Bakanlığı fotoğraf paylaşım sitesi Flickr’da, gemide bulunduğu öne sürülen mutfak bıçaklarının, boru anahtarlarının, “silah”ların fotoğraflarını medyaya sundu. Ancak ABD, filoyu organize eden kuruluşlardan İHH’nın terör örgütleriyle ilişkisi olduğunu ispatlayacak yeterli kanıt olmadığını teyit etmek zorunda kalırken, IDF de gemilerde saldırıdan önce silah bulunmadığını kabul etmek mecburiyetinde kaldı.
IDF Mavi Marmara’daki uydu bağlantısını keserek filoda yaşananlarla ilgili tam bir karartma sağlamayı umdu ancak yedek uydu bağlantılarıyla yapılan canlı yayın ile saldırı an be an dünyaya duyuruldu. Ayrıca yoğun kamuoyu baskısı sonucunda filo katılımcılarının serbest bırakılmasının ardından tanıklıklar ve kurtarılan görüntüler internette ve görsel medyada yayılmaya başlayınca ilk 48 saat içerisinde yayılanın aksine yaşananlara dair daha farklı argümanlar ve deliller medyada yer almaya başladı.
Başbakan Netanyahu’nun başını çektiği hasbara ekiplerinin filo saldırısı ve takip eden günlerde yaptıkları PR çalışmasından gurur duydukları aşikâr. Ancak her geçen gün yeni gerçeklerin gün yüzüne çıkmasıyla uzun vadede Ortadoğu’da demokratik bir vaha olarak gösterilmek istenen İsrail’in imajını kurtarmak için daha fazla çaba gerekecek. Kayıtsız şartsız mutlak meşruluğu varoluşu için hayati kabul eden Tel Aviv hükümetinin ve hükümetle âdeta ağız birliği yapan başta Maariv, Haaretz, Yediot Ahronot, Jerusalem Post olmak üzere İsrail medyasının, yaşananların meşruluğunu sorgulamaktan çok halkla ilişkiler başarısına odaklanması, ülkedeki yönetim anlayışının ahlaki niteliklerini sorgulamak için, yeni olmamakla birlikte, oldukça iyi bir hareket noktası.

Filo baskını için uluslararası hukuk ne diyor?

Uluslararası Sulara Gömülen Hukuk ve İsrail Korsanlığı- Selvet Çetin

31.05.2010
Uluslararası sivil toplum ve insani yardım kuruluşlarının ortaklaşa düzenledikleri ve İsrail ablukası altındaki Gazze’ye ilaç, demir, çimento ve gıda gibi insani yardım malzemeleri taşıyan 5 gemiyi engelleyen İsrail Ordusu’nun düzenlediği saldırıda onlarca sivilin hayatını kaybettiği ve yaralandığı bildirilmektedir.
Türkiye’den İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı’nın “Rotamız Filistin, Yükümüz İnsani Yardım” kampanyasıyla destek verdiği bu sivil organizasyonda çeşitli ülkelerden yaklaşık 600 sivil aktivistin bulunduğu “Mavi Marmara” adlı yolcu gemisine müdahale eden İsrail askerlerinin gemide bulunanlara karşı orantısız güç kullandığı ve gerçek mermilerle rastgele ateş açtıkları ifade edilmektedir.
Son iki gündür insani yardım filosunu engelleyecekleri yönünde açıklamalar yapan İsrail makamlarının uluslararası kara sularında seyreden çok uluslu ve sivillerin yönetimindeki gemilere insan hakları hukukuna tamamen aykırı olarak saldırı düzenlemesi, başlı başına bir hukuksuzluk ve keyfilik anlamı taşımaktadır. İsrail makamlarının olayın başından itibaren uluslar arası toplumun bilgi edinme hakkını engelleyerek uyguladığı “karartma politikası” haber alma özgürlüğünü de ihlal eden bir suç özelliği taşımaktadır. 
İsrail’in uluslararası denizlerde oluşturmaya çalıştığı güvenlik bölgesini 77 mile çıkarmaya çalışarak uluslararası haksız bir fiile kalkışması ve kanunsuz bir uygulamaya imza atması karşısında uluslararası toplumun gösterdiği tepkisizlik anlaşılır olmaktan uzaktır. Öte yandan tüm gemilerin ait oldukları ülkelerin bayrakları ile uluslararası sularda seyretmeleri doğal hakları iken, sivil niteliğe sahip bu gemilere silahlı baskın düzenlenmesi ise açıkça uluslararası hukuku ihlal eden niteliktedir. Uluslararası karasularında gemilere ancak savaş zamanlarında müdahale edilebilir ve savaş halinde dahi yapılacak müdahalelerin boyutları yine uluslararası hukuk tarafından belirlenmektedir.
İsrail Hükümeti ve İsrail Ordusu yetkilileri bu illegal eylemin sorumluları olarak uluslararası hukuk açısından suç işlemişlerdir ve mağdurların uluslararası hukuktan doğan tüm haklarını kullanarak İsrail’e karşı ceza davaları açmaları söz konusu olabilecektir. Evrensel yargı yetkisini tanıyan devletler kendi ceza mevzuatlarındaki düzenlemeleri esas alarak uluslararası yargı mekanizmalarını harekete geçirebileceklerdir. Uluslararası sularda sivil niteliği bilinen gemilere karşı askeri bir önlem almanın hukuki bir gerekçesi yoktur ve silahsız gemilere müdahalede bulunmak uluslararası hukukta “korsanlık” olarak tanımlanmaktadır.
Yaklaşık 1,5 milyon nüfusu bulunan ve bu nüfusun %52’sinin 18 yaş altı çocuklardan oluştuğu Gazze’deki ambargonun sona erdirilmesi konusunda Ortadoğu Dörtlüsünün (AB, Rusya, BM, ABD) bugüne kadar temel politikalar oluşturamamış olmasını büyük bir açmaz olarak değerlendiren Türkiye’nin son dönemde aktif ve çözüme odaklı bir rol üstlenmeye çalışması anlamlıdır. Ancak bu yeni politik sürecin bölgesel barışın geleceğine olumlu katkılarda bulunması, İsrail ve ABD yönetimleri tarafından bir süredir görmezden gelinmekte ve son olayda görüldüğü üzere bu iyi niyetli çabalar sabote edilmeye çalışılmaktadır. Bu saldırı, İsrail’in sorunları barışçıl şekilde çözmekten yana olmadığını bir kez daha göstermiştir.
Uluslararası toplum, İsrail’in uluslararası insani hukuku ihlal eden hareketlerinin soruşturulmasını gerçekten desteklemeli ve böylece gelecekte daha fazla şiddet ve yıkımın yaşanmasını engellemelidir. Avrupa Konseyi ve BM’nin bu ihlallerin araştırılması için inceleme komisyonları oluşturmaları ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının da bu çalışmaları izlemeleri ve desteklemeleri gerekmektedir.
Burada uzun bir süredir BM’nin İsrail’e karşı uygulanması gereken yaptırımlar konusunda işlevsiz kaldığı eleştirilerini tekrarlamakta yarar bulunmaktadır. BM sisteminin uluslararası hukukun korunması bakımından geride bıraktığı büyük boşluklar, yeni bir BM yapısının oluşturulması tartışmalarını daha da güçlendirmekte ve uluslararası kamuoyu tarafından bu konudaki arayışlar dile getirilmektedir. Uluslararası kurumların adaletin gerçekleşmesi ve saldırganın engellenmesi bakımından sorumluluklarını yerine getirmeleri konusunda yaşanacak her türlü gecikmenin, hem uluslararası hukuka duyulan güveni ağır biçimde zedeleyeceği ve hem de yeni ihlallere kapı aralayacağı unutulmamalıdır.

http://www.sde.org.tr/tr/kose-yazilari/390/uluslararasi-sulara-gomulen-hukuk-ve-israil-korsanligi.aspx


Katliamın hukuki boyutu – Richard Falk ile röportaj

19.06.2010
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay, İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ablukayı hukuksuz olarak nitelendirdi ve kaldırılması gerektiğini, İsrail’in Uluslararası İnsâni Hukuku ihlal ettiğini söyledi. BM Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu’nun (UNRWA) Gazze Operasyonu’nun başındaki isim John Ging, BM’nin ablukayı bertaraf ederek insâni yardım ulaştırması çağrısını yaptı ve ablukanın, Dördüncü Cenevre Konvansiyonu’nun toplu cezalandırmayı yasaklayan 33’ncü maddesinin doğrudan ve çirkin bir ihlali olduğunu belirtti. 1.5 milyon insanı toplu halde cezalandırarak uluslararası hukuku çiğneyip savaş suçu işleyen İsrail ise Gazze ablukasının güvenlik amaçlı olduğunu ileri sürüyor.

Elias Harb: Profesör Falk, İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ablukanın, denizdeki silahlı çatışmalarla ilgili kuralları içeren San Remo Uluslararası Hukuk Kılavuzu’na göre hukuki durumu nedir?

Richard Falk: San Remo Kılavuzu, 1987-1994 yılları arasında bir dizi uzman ve eski diplomat tarafından okyanuslarda vesair uluslararası sularda güç kullanımına rehber olmak üzere hazırlanmıştır. Bu kılavuz, hukuki bir belge değildir fakat konuya hâkim uzmanların, savaş hallerinde uygulanan Uluslararası Teamül Hukuku’nun mutabık kalınmış içeriği hakkındaki kanaatlerini temsil eder. Kılavuzun dile getirilen maksadı, bir yere kadar, mevcut uluslararası hukuku beyân etmek ve bir yere kadar da, geçmişteki uluslararası uygulamalarda ele alınmamış denizdeki çatışmacı faaliyetlere mâkul bir şekilde hitap edecek arzulanır gelişmeleri ifade etmektir. San Remo Kılavuzu’nun mevcut boşluğu etkili bir şekilde doldurduğu konuda anlaşmalar hukuku olmadığından dolayı, bir tür esnek hukuk tüm devletler tarafından kabul gördüğü takdirde zaman içerisinde uluslararası teamül hukukuna dönüşür.
Tarafgir hukuk uzmanlarının bir tarafı kayıran kanaatler bulması her zaman mümkünse de, kılavuzun tarafsız şekilde okunması, eldeki örnekte İsrail’in Özgürlük Filosuna düzenlediği donanma saldırısının, mâkul bir şüphenin de ötesinde hukuksuz olduğunu gösterecektir. Örneğin, kalvuzun 47’nci maddesinin (c)(3)(ii) bendi, “sivil nüfusun bekâsı için vazgeçilmez olan insâni yardım misyonuna çıkmış deniz araçlarını saldırıdan muaf tutar.” Daha genel ifadeyle, San Remo Kılavuzu’ndaki 36-42’nci maddeler, denizdeki saldırıların katı bir şekilde askeri hedeflerle sınırlı tutulması gerektiğini, sivillerin zarar görmemesi için ihtiyat tedbirlerinin alınması gerektiğini vurgular. 31 Mayıs donanma saldırısı örneğine gelince, bu gemilerin insâni bir misyon için yola çıktıkları, Gazze’deki sivil nüfusun gıda, ilaç ve normal hayatın devam etmesi için zaruri inşaat malzemelerinden yoksun olduğu genelin bildiği bir durumdu.
Kılavuz, bazı belirli şartlar altında abluka uygulanmasına bir şekilde tartışmalı da olsa yetki vermektedir. Tartışmalıdır çünkü BM Sözleşmesi, ilk yapılan silahlı bir saldırıya karşı meşru müdaafayla haklı şekilde gerekçelendirilemeyecek tüm güç kullanımını yasaklamaktadır (Madde 2(4), 51) ve Gazze ablukası, sadece bu neden dolayısıyla bile açıkça hukuksuzdur. BM Sözleşmesi göz önüne alınmasa bile, Kılavuzun 93’ncü ve 101’nci maddelerine göre bu abluka, 102’nci maddenin (b) fıkrasına göre yine hukuksuzdur; söz konusu madde, “sivil nüfusa verilecek zarar, ablukadan beklenen somut ve doğrudan askeri avantaj karşısında aşırı ise veya aşırı olması bekleniyorsa” yasaktır der. 2007 yılı Haziran ayında başlayan bu abluka, Gazze nüfusunu gıdadan, tıbbi malzemelerden ve yakıttan uzak tutmak için tasarlanmıştır ve sağlık bakımından çok ciddi aksi neticeleri vardır. Silah ithalatını engellemek gibi sözde askeri hedefe, İsrail’in normal sınır denetimleriyle ulaşılmaktaydı. İsrail liderleri, bu süreç zarfında, ablukanın cezalandırıcı olduğunu, 2006 seçimlerinde Hamas’a verdikleri destekten dolayı sivil nüfusu cezalandırmak ya da sivil nüfusun, Hamas yönetiminin sonucu olarak ve Hamas yönetimine misilleme olarak dayatılan zorluklara dayanmaktansa ablukanın kalkmasını tercih edeceğinden dolayı Hamas’ın çökmesine yol açmak için uygulandığını kabul etmişlerdir. Bu gerekçelerden hiçbiri de ablukayı hukuken geçerli kılacak bir temel sunmamaktadır.
Ayrıca, ablukanın gayri meşruluğunu teyid eden bir dizi teknik problem de var. Uluslararası câmiaya göre Gazze, işgal altındadır ve İsrail’i sivil nüfusu koruma göreviyle mükellef kılmaktadır. İsrail, Hamas idaresi altında olduğu müddetçe Gazze’yle silahlı çatışmada olduğunu iddia ediyor ama bu iddia, İsrail’in 2005 yılında Gazze’den çekilmesiyle işgalin sonlandığını dolayısıyla da uluslararası insâni hukuk çerçevesindeki görevlerinin bittiğini varsaymaktadır ki genel olarak kabul görmemiş bir iddiadır. İsrail’in işgal mevkii kabul edilse bile abluka gene de hukuksuzdur. Bir ablukanın hukuken geçerli olarak ilan edilmesi için karşıdakinin düşman bir devlet olması gerekir ki Gazze devlet değildir. Bunun anlamı, diğer devletlerin ve BM’nin deniz faaliyetleri karşısında Gazze’nin hukuki olarak ablukaya tâbi tutulamayacağıdır.
Son olarak, eğer abluka, silahlı çatışma bakış açısından hukuki görülseydi bile, Dördüncü Cenevre Konvansiyonu’nun 33’nci maddesi çerçevesinde hukuksuz olacak hatta insanlığa karşı suç teşkil edecektir zira toplu cezalandırmayı kayıtsız şartsız yasaklamaktadır. Kısacası, İsrail’in, Gazze Şeridi’ne abluka uygulama hakkı iddiası için hukuki hiçbir temeli yoktur ve dolayısıyla da ablukaya riayete zorlama teşebbüsü, saldırıya uğrayan gemideki bayrağın ülkesine karşı saldırgan bir eylemdir. Aşırı ve orantısız güç kullanımı, zaptedilmiş çeşitli barış eylemcilerinin soğukkanlı bir şekilde infaz edilmesi, gemiye geceleyin terörist gibi inilmesi, diğer tutuklama yöntemleri mevcutken barış eylemcilerine gerçek mermilerle ateş edilmesi, eylemcilerin zorla ve mütecavizce gemilerden indirilmesi ve gözaltında tutulmaları, şahsi eşyalarına bilhassa da saldırının sesli ve görüntülü kayıtlarına el konulması, İsrail davranışının mücrimliğini artırmıştır.
EH: Yolcuların, filoya düzenlediği saldırıdan dolayı İsrail’e karşı yasal dava açma hakları var mı?

RF: Yolcular, cürmü işleyenlere veya saldırıyla ilişkisi olan yahut saldırıya izin veren sorumlu İsrailli siyasi ve askeri yetkililere karşı çeşitli egemen devletlerde, bu şıkkı sunan egemen devletlerde kesinlikle dava açabilirler. ABD’de haksız fiilden kaynaklanan zararlara ilişkin eski bir kanun (Tort Claims Act) düzenlemesi var ve yakın zamanlarda bu kanuna dayanılarak dava açılmıştı. Bu kanun, doğan zararlardan dolayı mağdurun dava açmasına izin vermektedir; Paraguay'da işkenceye katıldığı iddia edilen bir güvenlik yetkilisini (Filartiga davası) sorumlu tutmak için bu kanunun hükümleri işletilmişti. Benzer kanunlar diğer ülkelerde de var ve her ülkede hangisinin mümkün olduğunu incelemek gerekiyor.

EH: İsrail, ablukayı güvenlik gerekçesiyle uyguladığını söylüyor. Buna ne dersiniz?

RF: İsrail, işgalci güç olarak Gazze’deki güvenliği sağlamak için hareket edebilir fakat işgal altındaki nüfusu koruyacak şekilde yapmalıdır bunu. İsrail, güvenliğini ilgilendiren faaliyetler üzerinde etkin bir denetim uyguluyordu. Filodaki gemilerin silah taşıdığı iddiasının yanlış olduğunu İsrail hükümeti açıkça biliyordu zira gemiler yola çıkmadan evvel kalkış yaptıkları çeşitli limanlarda güvenilir şekilde incelemeden geçirilmişlerdi. Demin de dediğimiz gibi, İsrail, bihakkın uluslararası çatışmanın olmadığı yerde, sivil nüfusun felâket denilecek ölçekte zorluklara katlandığı bir yerde abluka uygulayamaz. Ayrıca, saldırıdan önceki aylarda Gazze’den kaynaklanan ölümcül hiçbir şiddet olayı gerçekleşmemişti ki İsrail’in iddia olunan güvenlik kaygılarını hukuki bir dayanaktan mahrum bırakmaktadır.

EH: İsrail, filodaki insanlarla ilgili olarak, gemidekilerin insâni yardım eylemcileri değil şiddet yanlısı eylemciler olduğunu, ellerinde silah bulunduğunu ve barışçıl olmadıklarını söylüyor. Buna ne dersiniz?

RF: İsrail’in anlatımı kusurlu görünüyor, bir dezenformasyon uygulamasıdır bu. Dahası, havadan gece düzenlenen bir saldırının yolcuları dehşete düşüreceği, yolculardan bazılarında kendilerini korumak için gerekli olan her ne ise onu yapmaya sevkedecek dürtülerin oluşacağı kesindir. Eğer saldırı hukuksuzsa, o halde yolcuların da meşru müdaafa hakları olduğuna, İsrail’in ise meşru müdaafa hakkının kesinlikle olmadığına inanıyorum.

EH: Uluslararası hukuk uyarınca, İsrail’in Gazze filosuna saldırısı bir savaş sebebi midir?

RF: BM kuruluş sözleşmesine göre kesinlikle bir saldırı fiilidir ve Uluslararası Teamül Hukuku’na göre savaş sebebidir. Meşru müdafaanın yapıldığına dair uygun bir iddianın olmadığı hallerin dışında her ne zaman güç kullanılırsa, bu girişim hukuksuzdur ve bu konuda olduğu gibiyse, savunma amaçlı olmadığı âşikar bir kuvvete örnektir; saldıran, suç fiili işlemiş olur ve hem saldıran devlet hem de devlet adına suçu işleyenler sorumlu tutulmalı, uluslararası suçların işlendiği yere kadar, hesap sorulmalıdır.

EH: BM, uluslararası hukuku ve Cenevre’yi kullanarak harekete geçmedi. Niçin?

RF: Uluslararası hukuk, İsrail’e karşı uluslararası hukuku harekete geçirecek mekanizmalara sahiptir, hukuk bu vakada onun tarafındadır ama BM, şu uluslararası çerçevesiyle uluslararası hukuku yürürlüğe koyacak siyasi iradeden yoksundur. ABD, uzun zamandır İsrail'i ve İsrail liderliğini uluslararası hukuk karşısında hesap vermekten korumuştur ve korumayı sürdürmektedir. İsrail’in cezadan muaf kalması rejimini sonlandırması doğrultusunda hükümetlerden ve kamuoyundan gelen yoğun baskıya rağmen bunu etkin bir şekilde sürdürüyor. BM, en güçlü üye devletlerin yapmaya hazır olduğundan daha azını veya fazlasını yapamaz. İsrail’in Filistin topraklarını işgalinden kaynaklanan hukuksuz davranışına karşı en büyük meydan okuma bugün sivil toplumdan gelmektedir. İsrail, belki de en çarpıcı şekilde Boykot, Tecrit ve Müeyyide Kampanyasında çeşitli şekillerde tezahür eden “gayrimeşrulaştırma projesinden” duyduğu üzüntüyü dışa vurdu.
Tabandan gelen ve 31 Mayıs’taki saldırıyla neticelenen böylesi baskılar, dünyada İsrail’e dost hükümetlerin ve pek çok siyasi liderin bile acı bir şekilde yakınmasına yol açtı ve İsrail’i yumuşamaya sevk ederek Gazze’ye gönderilen insâni yardımlar üzerindeki kısıtlamaları kısmen kaldırdı. İsrail, Özgürlük Filosu’na saldırdığı için kızgın dünya kamuoyunu yalnızca sakinleştirmek mi istiyor yoksa politikalarını Uluslararası İnsâni Hukuk uyarınca yeniden şekillendirecek mi gelecekte göreceğiz. Geçmiş tecrübelere dayanarak ihtiyatlı olunsa yeridir. Zira İsrail, sert politikaların yürütülmesini baskıların zayıflayacağı zamana kadar sadece askıya alarak, uluslararası taleplere boyun eğiyormuş gibi yapmaya ehildir.
 
EH: BM Güvenlik Konseyi siyaseten iktidarsız görünüyor ve Filistin yanlısı dokuz Filistinliyi öldürmesine rağmen İsrail’i cezalandırmayı reddediyor. Bir sonraki hamle ne olacak?

RF: İlk tepki, ilk soruyla aynı. Türkiye, geçici üyesi olduğu BMGK dâhil şikayetlerini âleni olarak ifade etti. BM’nin harekete geçmemesi halinde, dünyadaki vatandaşların bir mahkeme kurması, delillere dayalı olarak gerçekleri belgelemesi, kanunları tarafsız bir ruhla yorumlaması ve hükümetleri, BM’yi ve sivil toplumun diğer sektörlerini Boykot-Tecrit-Müeyyide Kampanyasının kılavuz ilkelerine göre hareket etmeye zorlaması ve Gazze halkına âcil koruma sunması gerekir. Şayet çifte standarda başvurmaksızın uluslararası kaideler uygulanırsa, “koruma sorumluluğu” doktrini, uluslararası câmianın müzmin işgal altındaki Filistinlileri ağır ihlallere karşı korumaya sevketmelidir; ve sadece Gazze’dekileri değil, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’tekileri de.
EH: İsrail, Seyir Emniyetini Engelleyen Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Roma Konvansiyonu’nun 3’ncü maddesini ihlal etti mi?

RF: Konvansiyonun, 31 Mayıs’taki saldırının resmettiği türden “devlet terörizmine” ilişkin yorumlanıp yorumlanmamasına bağlıdır bu. Bu anlaşma, 1985 yılında Filistinlilerin İtalyan ticaret gemisine saldırdığı Achille Lauro vakasına bir cevap olarak müzakere edildi ve büyük ölçüde onaylandı. Madde 3’ün dili, İsrail devletine bağlı failler olmalarından kaynaklanan teknik zorluklar hâriç, İsrailli saldırganların hukuksuz fiilini tanımlıyor görünmektedir kesinlikle. 3’ncü Madde’nin 1’nci fıkrasının (b) bendi, ilgili bir suçu tesis ediyor görünmektedir çünkü “herhangi bir kişinin saldırı düzenlemesinin, şayet o kişi kanunsuz ve kasıtlı olarak gemideki bir kimseye karşı şiddet fiili işliyorsa, o geminin seyir emniyetini tehlikeye atması muhtemeldir” demektedir. Ayrıca Madde 3 (1)(g) ve Madde 3 (2), 31 Mayıs saldırganlarının hukuksuz fiil işledikleri izlenimini güçlendirmektedir. İsrail’in de taraf olduğu bu konvansiyonun devlet terörizmine de uygulanmaması için hukuki ve siyasi hiçbir iyi neden yok ve eğer uygulanırsa, Özgürlük Filosu’na yapılan İsrail donanma saldırısının hukuksuz olduğu hükmünü güçlendirir.

EH: İsrail, denizden uyguladığı ablukanın uluslararası hukuk nezdinde meşru ve tanınmış bir tedbir olduğunu, denizdeki silahlı çatışmaların bir parçası olarak yürütülebileceğini söylüyor. Sizce?

RF: Biraz önce söylediğimiz nedenlerden dolayı, bu abluka ne meşrudur ne de hukuki. Başlıca gâyesi, her hâlükarda zor şartlar altında yaşayan sivil nüfusa zarar vermektir. Hangi güvenlik endişesi mevcut olursa olsun, bir ablukayı gerektirmez ve abluka, bilhassada işgal şartları altında güvenlik elde etmenin kabul edilebilir bir aracı değildir.

EH: İsrail kaynaklarına göre, İsrail, Gazze filosu vakasıyla ilgili bir soruşturma yürütecek. Onlara göre uluslararası bir soruşturma gereksiz. Buna ne dersiniz?

RF: Böyle bir soruştuma çeşitli nedenlerden dolayı güvenilirlikten yoksundur. İsrail'in geçmişte yaptığı soruşturmalar, mesela 27 Aralık 2008-18 Ocak 2009 arasında düzenlediği saldırıyla ilgili olarak suç iddiaları hakkında yaptığı soruşturma tam bir örtbas idi ve bir uluslararası soruşturma olan Goldstone Raporu’nun ihtiva ettiği analiz ve hükümlere hitap edemedi. Tarafsızlık ve güvenilirlik ihtimali bu konuda da daha iyi durumda değil. İsrail liderliği, saldırının meşruiyeti üzerindeki ısrarını zaten ilan etti ve bu iddiaları geçerli kılmak üzere İsrail hükümetinin atadığı bir soruşturma komisyonunu görevlendirdi; dahası, İsrail’in tâlimatına göre, Komisyon’un saldırıya katılan askerleri sorgulama yetkisi yok; dolayısıyla da olayların ikna edici bir muhasebesini yapmak imkansızdır. Son bir şey de şu: 2009 yılında yayınladığı raporla Gazze saldırısı sırasında İsrail’in işlediği fiilleri mahkum eden ömürlük Siyonist Richard Goldstone’un şahsına yapılan kirli saldırılar, İsrail’de yaşayan ve filo saldırısı örneğinde hukuki, siyasi ve ahlâki zeminde İsrail’i eleştiren sonuçlara ulaşacak herkesin gözünü muhakkak ki korkutacaktır. Bir İsrailli, İsrail hükümetinin tutumunu destekleyen sonuçlara ulaşması için Güney Afrika vatandaşı Richard Goldstone’dan çok daha büyük baskı altında kalacaktır.

EH: İsrail’i gayri meşrulaştırma amaçlı bir küresel sivil toplum hareketine inanıyor musunuz?

RF: Evet, 31 Mayıs’taki saldırının yarattığı küresel sarsıntının, İsrail’i gayrimeşrulaştırma kampanyasını güçlendirdiğini düşünüyorum. Saldırının sonuçları, önce Free Gaza Movement’in sonra da Özgürlük Filosu’nun deniz yoluyla insâni yardım ulaştırma taktiğinin etkinliğini ispatlamaktadır. Organizatörler niyetlerinin ablukayı sembolik olarak delmek olduğunu ve böyle yaparak, dünyanın dikkatini ablukanın suç oluşuna ve Gazze halkına çektirdiği acılara çevirmek olduğunu en başta ilan etmişlerdi. 31 Mayıs’tan beri taşmakta olan taban öfkesinin ve suçlamaların neticesinde oluşan baskılar, İsrail’i ablukadan sakınmaya veya hiç değilse insâni yardımların engellenmeden Gazze’ye girmesine izin verecek şekilde ablukayı değiştirmeye yöneltti. Her ne kadar İsrail’in bu taahhüde sonuna kadar gerçekten uyup uymayacağını değerlendirmek için geleceği beklememiz gerekiyorsa da. Aslında, sivil toplum ablukaya meydan okuyarak hükümetlerin ve BM’nin yapamadığı veya yapmaya gönüllü olmadığı şeyi yaptı. Küresel Filistin’le Dayanışma Hareketi şu an İsrail’in meşruiyetini özellikle de işgali ciddi şekilde tehdit ediyor ki bu işgalin başladığı 1967’den beri hiçbir zaman olmamıştır.

EH: Pek çokları, ABD’nin Ortadoğu barış sürecinde dürüst aracı nüfuzunu kaybettiğine inanıyor. Sizce?

RF: ABD’yi aracı olarak kabul etmek Filistin tarafının zayıflığının alâmetiydi. ABD hiçbir zaman dürüst aracı olarak hizmet etmedi zira açıkça İsrail’in safında yer aldı. ABD yönetimi, İsrail’e verdiği şartsız desteği asla saklamadı ve Washington’ın desteği olmasa bile İsrail’in “felç edici ilhaklardan” (yerleşimler, ikâmet şartları, ev yıkımları, etnik temizlik) kaynaklanan pazarlık üstünlüğü her hâlükarda var. Nitekim geçmişteki müzakerelerde Filistinlilerin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları gibi meselelerin barış süreci diplomasisinden dışlanmasına izin verdi. Uluslararası Hukuk, çekişmeli tüm konularda (sınırlar, yerleşimler, Kudüs, mülteciler, su) Filistin’in tarafında olduğundan dolayı böylesi bir dışlama can alıcıdır. ABD’ye bel bağlanmış olması, âdil ve sürdürülebilir bir barış arayışında kabul edilemez görülmelidir. ABD’nin aracı olmasına müsaade etmek, bir kocanın, bozuştuğu ve fakir düşmüş karısından boşanma anlaşmasını en yakın arkadaşının ve ortağının tâyin etmesini istemesine benzer.

EH: Son olarak, Obama’nın Kahire’de İslam dünyasına yaptığı konuşmanın üzerinden bir yıl geçti. O konuşmadan sonra, ABD-İslam dünyası arasındaki uçurumu kapatma yönündeki kazanımlar hakkındaki fikirleriniz neler?

RF: Âli bir hitabeti yansıtan o konuşmanın yaygın yanılsamalara yol açtığını, durumu iyileştiremediğini düşünüyorum. Her zaman olduğu gibi “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.” Tel Aviv meydan okur okumaz Obama, omurga yokluğunu belli etti, dengeli bir politika gütme ve Filistin için self determinasyon endişesi taşımaktan imtina etti. Aslında Obama, Filistinlilere somut pek bir şey asla sunmadı ama yaptığı en mütevazı hamle bile (İsrail’in yerleşim inşaatlarını durdurması ki hukuksuzdur ve kalıcı olarak durdurulmuş ve yerleşimler sökülmüş olmalıydı) Tel Aviv’in meydan okumasıyla karşılaştı ve çok geçmeden Washington bu konuyu dile getirmeyi bıraktı. Eğer Obama, barış müzakerelerinin önşartı olarak uluslararası hukukun icra edilmesi çağrısını yapsaydı, ABD yönetiminin dengeye doğru yol aldığı hükmüne varmak mümkündü ve çatışmanın çözümünde uluslararası hukuku ciddiye aldığı anlamına gelirdi bu.
Şu andan itibaren, maalesef, kaydedilecek doğru izlenim, Obama ve Bush yönetimi arasında asli bir devamlılık olduğudur. Esasen, ABD kuvvetlerinin İslam dünyası boyunca hukuksuz şekilde yürüttüğü artan sayıda “özel operasyonlar”, İran’a karşı askeri harekât tehlikesinin artıyor olması, Afganistan’daki savaşın dehşet verici şekilde tırmanması ki yeni Amerikan dış politikasının acı çekmesine yol açmıştır, daha önce hiç olmadığı kadar tehlikeli ve yıkıcı bir hal almış görünüyor. Obama başkanlığı döneminde Amerikan yönetimi ne emperyal emellerinden ne de Ortadoğu yaklaşımından geri adım attı; şu anki davranışı, self determinasyon mücadelesi veren Filistin halkına hiçbir destek sunmuyor. Filistin mücadelesinin, ırk ayrımına karşı yürütülen mücadelenin son safhalarına benzemeye başladığına dair biraz ümit veren tek gayrimeşrulaştırma hareketidir. Bu sivil toplumun, âdil bir barışı sağlama doğrultusunda verilen uzun Filistin mücadelesini destekleyici nitelikte bir siyasi sonuç üretme başarısı gösterip göstermeyeceğini bekleyip görmek gerekiyor.
Kaynak: http://www.dunyabulteni.net/news_detail.php?id=118843
http://www.intifada-palestine.com/2010/06/richard-falkthe-shock-resulting-from-flotilla-attack-have-reinforced-the-campaign-to-de-legitimize-israel/